İtiraflarım

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 1882 yılında yayınlanan eserinde, o tarihe kadar yaşadığı zihinsel ve ruhsal med-cezirlerinden bahseder, ki Tolstoy o tarihte 54 yaşındadır.

Yaşadığı ve gözlemlediği hayatı anlamlandıramayan, „Niçin yaşıyorum? Niçin çalışıyorum?” veya „Hayatımda kaçınılmaz olan ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır?” (S. 30) gibi sorular ruhunu kemirip dururken ısrarla hayatın manasını sorgulayan orta yaşlı bir düşünce adamı vardır okuyucunun karşısında.

„… tutamağımı kemiren fareleri gördükten sonra, balın hiç bir damlası bana tatlı gelmiyor” deyip, hayata uygun tabirle bir ara küsen Tolstoy, nihayet aradığı manayı basit, sıradan avamın (halkın) yaşadığı sade hayatta ve inançlarında bulur. „Akıl yoluyla elde edilen bilgi, hayatın anlamını vermiyor, hayatı dışlıyor…” der Tolstoy bu safhadan sonra ve Yapboz’un eksik parçasını inanmakla tamamladığını yazar:

„İnanç hangi cevapları verirse versin, bu cevapları kime verirse versin ve hangi inanç olursa olsun, inancın her cevabı, insanın çlümlü varlığına ebediyet anlamı veriyor; yani acılarla, fedakârlıklarla, ölümle yok olmayan bir mana. Bu demektir ki, yaşamanın anlamı ve imkânı, yalnızca inançta bulunabilir.”

Dünya edebiyatının devi Tolstoy’u eleştirmek, bu satırların yazarının haddine değildir. Lakin büyük bir ruhun eserini burada hülasa etmeye çalıştım. İnanmak-inanmamak, hayatı anlamlandırmak-anlamlandıramamak hattı üzerindeki gel-git’ler üzerine kurulu satırlar, Tolstoy’un olanca içtenlikle yazdığı ve bundan dolayı ismine de tam uyan bir eser.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*